Archive for Haziran, 2009

posted by RuK on Haz 29

Hani böyle; o çok sevdiğin insandan aslında beklenen ama olmasını istemediğin bir ayrılık teklifi gelir ya…
Hani böyle; o an boğazına bir şey düğümlenir de konuşmakla konuşmamak arasında büyük bir mücadele verirsin ya…
Hani böyle; derler ya “başımdan kaynar sular döküldü” diye…
Hani böyle; ellerin ayakların titrer de bir yer ararsın ya tutunmak için kendine…
Hani böyle; “seni seviyorum lanet olası, ne olur gitme, yalan tüm söylediklerin” dersin ya kendinin bile duyamayacağı iç sesinle…
Hani böyle; daha o saniyelerde aşkını, yaşananları, umutlarını, heyecanlarını, varlığını kaldırmak zorunda olduğunu anlarsın ya sol iç cebinin en derin yerlerine…
Hani böyle; kimselere belli etmemeye çalışarak aşkını, ızdırabını, hüznünü; gülümsemeye çalışırsın ya zorlanarak…
Ve hani böyle; zorlarsın ya kendini “haklısın zaten sen söylemesen ben söyleyecektim bunu sana” demeye…

Aslında tüm bunlar yaşadıklarının ve yaşayacaklarının sadece ufacık bir bölümü bu ayrılıkta…

Telefonu kapattıktan sonra ilk olarak gülümsemeye ağlamamaya çalışacaksın…
Sonra; “yaşandı ve bitti” diyeceksin içinin yırtılmalarına aldırmadan…
Sonra; gülümseyeceksin ve hatta kahkaha atacaksın şaşırtıcı bir biçimde aptalca espriler eşliğinde…
Sonra; çok az bir zaman geçince üzerinden, gözünden birkaç damla yaş akacak fakat sadece o kadar…Çünkü ağlayamayacaksın…
Sonra; düşünmeye başlayacaksın “neden?” diye…
Sonra; kendinde ve ondaki eksikleri arayacaksın içini biraz olsun ferahlatmasını umarak…
Sonra; “çıksam buradan, alsam nevalemi gitsem sessiz bir yere dağıtsam biraz ” diye düşüneceksin…
Ve sonra; tekrar durup düşüneceksin, “neye yarar?”

Neye yarar?

Gitmek isteyenin ardından kal demenin bir faydası olmadığını biliyorsun çünkü…
Çünkü gidiyorsa sende yaşayacağı bir şeyin kalmadığını biliyorsun…
Çünkü bunu zaten bir kere yapmıştın ve bir ikincisinde bütün iplerinin kopacağını bileceksin…

Daha sonra; biraz olsun içinde kopan fırtınaları dindirdikten hemen sonra, düşüncelere dalacaksın…
Peşini bırakmayacak düşüncelerindeki sorular…
Günler geçecek, sen nasıl geçtiğine hayret ederken…

Ama her saniye;

Merak edeceksin; “şu anda ne yapıyor acaba?”
Merak edeceksin; “beni özleyecek mi?”
Merak edeceksin; “ona olan aşkımın büyüklüğünü gösteremedim mi acaba?”
Merak edeceksin; “tutmak istediğim o elleri şu anda kime dokunuyor?”
Merak edeceksin; “beni düşündüğü bir an oluyor mu acaba?”
Merak edeceksin; “günlerim nasılda hızla geçiyor , onsuz zaman geçmek bilmezken”…

Bir sürü soru işaretleriyle dolu geçecek günlerin…Düşündüğün ama aslında düşünmek istemediğin bir sürü şey geçecek ona dair içinden…Her gece onunla hayallerin olacak rüyalarında…Her gün ellerini tutmak, gözlerinin içine bakmak, sarılmak arzusuyla dolup taşacaksın…O bir zamanlar ellerini tutabilmek için canını verebileceğin elleri bir başkasının tutuyor olma ihtimali geçtikçe aklından çıldıracaksın, için kıskançlıkla dolacak…

Sonra;

Zaman hızla geçip gidecek sana aldırmadan…

Ve hikayen burada bitecek…Bir başka hikayeye; hiç beklemediğin bir anda, sen onsuz bir hayatı düşünemezken kendiliğinden başlayacaksın sonra…Unutup gideceksin, her zaman yüreğinin en dibinde taşıyarak bitmiş hikayeni…

Her son, yeni bir başlangıç demektir insanın hayatında..

posted by RuK on Haz 25

Bir zamanlar seni bir uçurumun kıyısından tuttuğumu ve kurtardığımı söylerdin. Buna karşılık, ne söyleyeceğini bilemeyen bir insanın, sol yanı şenlenen adam rolünü oynuyordum. Yaşadıklarından inatla ders almaya çalışan, her şeye rağmen sevgiye olan inancını yitirmemiş, kıyısından deli, ucundan çocuk, gözleri denize girince yeşile çalan küçük bir kadının tatlı tesellisiydi belki de güzel sözler duymak. Seni gerçekten de kurtardığıma inandırmıştın beni.

susuyorsun…devam et…

Her güzel başlayan aşklar gibi şendik, heyecanlıydık, beklemedeydik..Görüşebileceğim iz zamanların ayarlamalarında, duvarlara çentik atan mahkumlar gibiydik. Korkularını ilk yenen sen oldun, sen akıttın dudaklarından “seni çok seviyorum” kelimelerini. Bense yaşadıklarını ve hatalarını tekrarlamak istemeyen ama yine de konuşmak için çıldırasıya tetik de duran telaşlı bir yürektim. Her şeye rağmen fazla bekletmedim seni. Bir gün..beklediğim ama hiç ummadığım bir anda sana boşaldı dudaklarım; seni seviyorum, diye…

susuyorsun…devam et…

Bedenimden önce beynimi tahrik eden bir adamın şarkısını dinliyordum. Bu yüzden ilk karşılaşmamız, tedirgin iki insanın karşılaşması gibi değildi. Küçük bir otel odasındaydık…her şeye rağmen, yaşadıklarına tez, utangaç bir profil çiziyordum ama seni seviyordum. İlk defa sen dokundun dudaklarıma..Yüreğim yerinden çıkacak gibiydi, yüreğim yerinden çıktı, sen yerleştirdin. Küçük bir otel odasıydı, şirindi ve belki de en güzeli pencerelerini açınca karşımızda Midilli’yi görmemizdi. Yağmur sularının ninnisinde seviştik seninle, balıkçı motorlarının makamında..Özlemlerimi koynunda uyuttum ve sabahın ışıkları vururken bedenlerimize, uyurken seyrettiğim yüzünü yüzümde unuttum.

susuyorsun…devam et…

Yazdığın kelimeleri bırak, adresime düşen yüz binlerce cümleden hiç birine sığdıramadın beni Yazdığın her satırda bir nehir gibi aktım bilinmezliğine. Başka bir şehirden gökyüzüne gönderdiğin sıcacık kelimeler benim şehrimin denizine düşüyordu ve ben her harfi tek tek çıkartırken derinlerden, parmaklarıma denizin değil yüreğinin mavisi bulaşıyordu. Bütün şiirlerini itinayla saklıyordum ve her aşk’da olası olan bir bitiş ertesinde kullanmak üzere, mahkeme tutanaklarına şiirlerini şahit olarak yazdırabileceğimi biliyordum. Çünkü şiirlerin çığlık çığlığa konuşuyorlardı ve ben senin yokluğunla şiirlerinle dertleşiyordum.

susuyorsun…devam et…

“Bekle” kelimesiyle bitirdiğin her cümleyi virgülle uzattım ve bekleyişlerime sığdırdım düşünü kurduğum geleceğimizi. Suskunluğu her gün daha fazla uzatıyordun ve ben tek başıma yaşıyordum, seninle beraber ellerinden tuttuğumuz ilişkimizi. Giderek uzaklaşıyordun, daha çok susuyordun ve ben bilinmezlerin ortasında senin gerçekte neyin olduğumu öğrenmeye çalışıyordum. Aylar geçiyordu, aramıyordun…Buna karşılık ben de “iyi ki sesin var yoksa bu hasret beni öldürecek” diyen adamın ölüm haberini bekliyor gibiydim. Her şeye rağmen bir şeylere sığınmak ve acılarımdan kurtulmak istiyordum. Ne zaman sana ihtiyacım olsa, “aradığınız aşk’a şu an ulaşılamıyor” diyen kadının mutlu sesi yankılanıyordu kulaklarımda. Sen sorunlarınla uğraşıyordun, bense sessizliğinle, sevdamla ve yalnızlığımla. Sevda, her şeye tek vücutmuş gibi göğüs germekti. Ben bunu biliyordum, böyle seviyordum, sense girdiğin mağaranın içinden uzattığım yardım elini bile görmüyordun.

susuyorsun…devam et…

Herkes seni soruyordu, selamını veriyordu, iletemiyordum. Hep böyle mi çalıyordu sevdanın çanları, farklı olduğumu düşündüğün bana bile geçmişimde bıraktığım yaralı sevdalarımı anımsatıyordun. Her şeye rağmen hiçbir kötü sözü yakıştıramadım sana. Giderek çoğalan kırgınlıklarımı itinayla kapatmaya çalıştım. Bir güzel sözün yeterdi belki, bekletirdi, sesimi bile duymadın. Merak edilmeyen bir yürek kaç zaman tutunabilir anıların güler yüzüne..? Tutundum, çırpındım düşmemek için, uçurumun kıyısında bana uzanan elin yoktu, düştüm..

susuyorsun…devam et…

Bize ait bir çok düşü sen yaratmıştın ve sen yok ettin yine. Birer masal kahramanıydık ve masal olarak kaldık, ilerde çocuklara anlatılmak üzere belki de. Yaşadığım ve yaşattığım hiçbir şey için pişman değilim. Hatta bir de teşekkürüm var sana, kendimi en güzel sevilen kadın gibi hissettirdiğin için. Adı üstünde bir bekleyişti yaşadığım, belki bu da bir düştü, uyandım, baktım ki yoksun, seni düşlerinde bıraktım.

susuyorsun…devam et…

Bir aşk’a kaç aşk sığar diye soruyor bir şair, ben aşkıma tek aşk sığdırmıştım oysa, bilmeden ismimin bile unutulduğunu. Sorulması gereken sorular tedavülden kalktı, ki zaten cevapları da sana aitti.Sana değil, seninle bir ömrün düşünü kuran kendime yakıştıramadım “hoşça kal” kelimesini. Ama sen, bedeni dar gelse de, almadan fikrimi, elbisesini diktin vedanın. Bana sadece ortada kalmamak için giymek ve gitmek düştü. Ama gitmek değil ki öfkeyle, kırgınlıklarla, acıyla..kendi özgürlüğüm için bağışladım seni. Yine de, her şeye rağmen merak etmiyor da değilim; içindeki hangi sen gerçekte sevdi beni..?, hangi sen haykırdı gökyüzüne, sen bende ömürlük olmalısın diye..? ve hangi sen bu kadar kayıtsız kalabildi yüreğini konuşturan bir adamın yüreğine..?

susuyorsun…devam et…
susuyorsun….artık konuşma…

posted by RuK on Haz 25

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin?
Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

Denizimde fırtınalar çıktıgında limanım olur musun?
Karanlık bastırdıgında deniz fenerim,
Hava açınca yıldızlarım olur musun;
Bulutlar gögü kapladıgında pusulam?

Mihengim,turnusol kagıdım olur musun?
Yüregimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

Kapılar kapandıgında kapım, yollar aşındıgı vakit yolum,
Saklanmak istesem duvarım olur musun?
Özgürlügüm ve mapusanem?

üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucagim?
Cölümde vaha olur musun? Vahamda hurma agacım?

Dagın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bagrına bastıgı gibi beni bagrına basar mısın?
Sak sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut baglar mısın bana?
Gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayagımda prangam?

Hurilerim olur musun? kudret helvam ve bıldırcınım?
Soganda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok.
Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam,
bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?

Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem,
sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin?

Ümidimi kaybettigim anda ümidim,neşemi kaybettigim zamanlarda coşkum,
kalbim işgale ugrarsa halaskarım ve rehberim olur musun?
arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzurum,sürurum,nurum,zinetim, nimetim,

Cennetim olur musun?

VEEE CEVAPPPP:

CENNETIN OLMAK SEREFIMDIR
Yuregimden tutmusken sen, bir de ellerim ellerindeyken
Dunyanin obur ucu da olsa gelirim seninle ben,
Bekle desen, dunyanin bir ucunda sen bir ucunda ben
Bir an bile geri donmem.
Asla bulandirilamayacak olan denizlerinde firtinalar çiksa
Her an siginabilecegin limanin olmaya giriftarim ben
Zifiri karanliklarda, gonlüne aydinlik verebilmek,
Hava actiginda yildizin olup gozlerinden dokulmek isterim.
Ve bulutlar birlik olup da gogü kapladiklari zaman
Yönünü belirtecek bir garip pusulan olabilmektir gayretim.
Eger ben senin zumrutun, zebercedin, mihengin
Ve turnusol kagidin isem, sabir ve tahammul kusu olan,
Yureginin suyu bulandikça onu durultacak iksirin de benim.
Tüm kapilar pervasizca üzerine kapandiginda,
Ardina kadar açik, gül kokulu kapin,
Yürümekle asilmis yollardan farkli bir yolun,
Saklanmak istediginde duvarin olurum.
En dar zamanlarinda özgürlügün, kuytularda mahpushanen,
Usüdugüdünde evin, yorganin, siginacak ana kucagin olurum.
Layik miyim bilemem çöllerinde vaha,
Vahanda boynu bukuk bir hurma agaci olmaya,
Dagin tavsani, çölün ceylani,
mehtabin zikre daldigi gecelerde,seni bagrima basmaya.
Ama; çorak topraklarin umudunu kaybetmeden bekledigi Rahmet gibi, ben de umut baglar, beklerim seni.
Gitmek istersen uzak diyarlara,
Seni bir nefeste ucuracak kanat olur yüregim.
Kalmak istediginde buralarda, kal diye yalvararak ayaginda pranga oluveririm.
Kac vakit gecer bilemem gurbetlerden dönüsün
Silanda hurin olup, ayni yerde beklemektir niyetim.
Ot bitmeyen vadilerde Hacer’im ben…
Allah’a emanet edilip de gidersen, asla seni kirmaksinzin, O’na guvenip say ederim ben…
Ümitlerinin tükendigi zamanlarda ümidin, nesen kayboldugunda coskun,
Ve kalbin isgale ugrarsa rehberin olmak isterim.
Arkadasin, sirdasin, yoldasin, huzurun, Sururun, nurun, ziynetin, nimetin olmak hayalim.
Cennetin olmak, SEREFIMDIR….

posted by RuK on Haz 25

Kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimizde
Elleri çığlık çığlık yan yana iki dunya
İkimiz iki daldan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik
Buluşmuştuk bir kavşakta
Unutmustuk ayrılığı yok saymıştık özlemeyi
Şarkımıza dalmıştık
Mutluluk oynardı bahçemizde..

Biz birbirimizi bulmuştuk işte…Yalnızlığı geçmiştik acılar sapağından dönmüş ve birbirimizi görmüştük.Belki de çarpmıştık.Birbirimizi görecek takatımız yokken…Gülümsedin gülümsedim.İçimdeki çocukları sahiplendin önce üşümüşlerdi sardın ısıttın.Sen başkaydın…Bir şarkı söyledin uyuttun meleklere gülümser gibi gülümsediler sana ..

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
O yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere..

Bir çok ayrılıktan geçmiştim.Daldan dala o yürekten yüreğe bir yuva kurma hayaliyle.Ya bir fırtına çıktı yada onlar istemedi tutunamadım dallarında.Düştüm incindin kırıldım..Yaralarımı kendi başıma oturdum sardım…Sense her şeyden habersiz hiç kirlenmemiş o yüreğinle kendini kapatmıştın sevilere…Yüreğinden bir parça aldın bana verdin Gülümsedin gülümsedim..

Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncagı..

Özlemlerin en büyüğü sana duyulan belki bilmiyorum.Her günün sabahında gülümsemek her akşam gün batımında hüzünlenmek.Seni Sevmek seni sevmek işte tarifi yok..

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye bir şey varmış
Sevmek diye bir şey yokmuş..

Senden öncesi yalanmış…Gerçekler acıtmazmış Sevmek yok diyenler yalanmış.Sevmek varmış mavi çocuk sevmek varmış..

Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım bir kaç bin yıl
Acılara tutunarak..

Artık acılar tutmayacakellerimden sen tutacaksın biliyorum.artık susmayacağım seni haykıracağım.Belki seni susacağım sadece seni..

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
Acılardan arta kalan
İşte bu bakışlarmış
Buğu diye gözlerinde
Gün batımı bulutlarmış..

Gözlerin gün batımı.Gözlerin alev alev, gözlerin güneş içimi sıcacık eden, o gözlerin gülümseyen gülümseten….O gözlerin işte buradayım diyen…
Acı çektik şimdi özgürüz. Geriye ne kalmışsa bizden bölüşürüz.Belki birlikte büyürüz..

Seni Seviyorum k…
Acıysan!
Yalnızlıksan!
Suskunluksan!
Özgürlüksen!
Herneysen!
Herşeysen!
Seni Seviyorum…..!

posted by RuK on Haz 10

 

Hayatı Iskalama Lüksün Yok Senin ! Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak” yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası…. Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…